DÜNYA Kategorisinde 142 haber bulunmaktadır...

Dilimiz Kuşatma Altında

21.yüzyılda da dilimize giren yabancı kelime sayısı artarak devam ediyor.Türkiye'nin farklı kültürlere olan özentisi öz Türkçemizi büyük bir yok oluşun eşiğine getirdi.

Bir toplumun en önemli varlıklarından biri olan dil, aynı zamanda kültürlerin en iyi şekilde aktarılabileceği araçtır .Ancak yabancılaşmaya yüz tutan dil,yabancılaşan nesle ve kültürünü kaybetmeye başlayan bir topluma dönüşür.

Türk Dil Dergisi’nin yayımladığı yazıya göre; 21.yüzyılda yabancı dil bilmenin önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.Öğrenilen her yabancı dilin ,yeni ufukları açtığı , genel kültür ve kişiliğimize katkıda bulunduğu bir gerçektir.İletişimin her türlü yeniliğin önüne geçtiği bir çağda hiç kimse yabancı dilleri öğrenmenin yararını ve gereğini inkar edemez.Üstelik Türkiye gibi kıtalar arası bağlantıları sağlayan bir ülke için bu durum çok daha önemlidir.Ülkelerin kalkınmasında ve gelişmesinde bilimsel araştırmalar ve milletler arası ilişkilerin rolü çok büyüktür.Bu ve benzeri durumlarda yabancı diller yardımcı  birer araç rolünü üstlenmektedirler.Ancak ülkemizde yabancı diller araç olmaktan çıkmış ve amaç konumuna getirilmektedir asıl işlevinden saptırıldığı görülmektedir.

Yaman Ertuğrul, Milli Kültür Dergisi’ndeki yazısında; 1950’li yıllarda itibaren İngilizce kelime ve kelime gruplarının dilimize girmeye başladığını ve bu tek taraflı bir etkileşim günümüze kadar sürdüğünü belirtiyor.Bugün halen İngilizce kelimelerin dilimize sağanak gibi yağdığını,bu duruma bir önlem alma zamanının gelip geçtiğini vurguluyor. Bu durumu  somut  ortaya koyabilmek için uzun uzun örneklere gerek olmadığını;sokak  ve  caddelerdeki  işyeri  isimlerine bir göz atmak, televizyon kanallarının adlarına bakmak  ve kendisini  aydın ve sanatçı varsayan yabancı hayran tiplerin her akşam televizyonlardaki konuşmalarını dinlemenin yeterli olacağını ifade ediyor.

Günümüzde yaşanılan bu  dilsel yabancılaşma   toplumun büyük bir kısmını etkisi altına almakta ve insanlar  yeni karşılaştıkları sözcüklerin bir çoğunun Türkçe   karşılığı bulunmasına rağmen;yabancı kelimeleri hemen benimsemekte ve kullalmaktadır.Özellikle iş yeri isimlerinin bir çoğu yabancı kelime veya kelime gruplarıyla oluşmakta ve dış kültürlere olan özenti sayesinde bu oran gün geçtikçe daha da artmaktadır.Batı dillerinin etkisiyle özellikle son yıllarda ‘almak’ve  ‘yapmak’gibi fiillerin çok gereksiz olarak yardımcı fiiller olarak kullanıldıklarını görmekteyiz.Buna örnek olarak ;‘banyo almak’ (yıkanmak), ‘bekleme yapmak’(beklemek), ‘film yapmak’ (film çevirmek) gösterilebilir. ‘legal-illegal, bye bye,trend,konsept,perfect,link,web,pardon,opsiyon…’gibi bazı yabancı kelimeler ise  dilimize tamamen yerleştiğini ve bu kelimelerin Türkçe karşılıklarının kullanılmadığını görmekteyiz.

Bugün  dilimiz açısından yaşanan gerçeklere bakacak olursak; her şeyden önce dil konusu gerek ülke gündeminde gerekse  aydın  kesimin  düşünce sisteminde yer almamaktadır.Kısacası dil,ülkemizde sadece karşılıklı konuşmaları sağlamada kullanılan bir araç olarak kullanılmaktadır.Kimi aydınlarımıza göre ise Türkçeyle bilim yapılmaz ;bu yüzden batı dillerinin öğrenilmesi gerekmektedir.Kamu oyunu  bilgilendiren ve yönlendiren unsurlardan biri de basın yayın organlarıdır.Basın yayın organları da Türkçeyi kullanma konusunda  bir tutarlılık göstermemektedirler. Sokak Türkçe’sine,argo ifadelere,bozuk bölge ağızlarına ve sosyetik söyleyiş bozukluklarına radyo ve televizyonlarda sıkça rastlıyoruz.Yine son yıllarda özellikle gençler, gerek mesajlaşmada gerekse internet ortamında  kullandıkları kuralsız dil yapısıyla kendi dillerini oluşturmaya çalışmaktadırlar;buna bağlı olarakta imla ve yazım kurallarının bulun madığı yeni bir dil yapısı oluşmaktadır.

´Dilini kaybetmiş bir millet, herşeyini kaybetmiş demektir´

Türkçe’de özellikle son yıllarda bir batılılaşma  sembolü olarak görülen dildeki yabancılaşma artarak devam etmektedir.Bu durum üzerinde en fazla etki batı medeniyetlerine ait. Dili, bir ırkın  içerisinde yaşadığı toplumun sahip olduğu değerler bütünü olarak da tanımlamak mümkündür;çünkü toplumun kültürünü,değerlerini ve sahip olduğu inançları bir sonraki nesle aktarırken  kullanılan bir araçtır.Toplumun dilini sadecebir özenti uğruna yabancılaştırması,yozlaştırması  kısacası özlüğünü kaybettirmesi aynı zamanda kendi kültürel yapısını da kaybetmesi demektir. Peki bütün bu yok olmaya karşın nasıl oluyorda  bugün hala sokakta gezerken karşımıza çıkan iş yerlerinin isimlerinin çoğu İngilizce veya değişik yabancı kökenli sözcüklerden oluşuyor?Her ne kadar Türk Dil Kurumu ismi Türkçe olan iş yerlerini ödül verse de batı hayranlığı bir çığ gibi büyümekte.Gelinen bu noktada Türkçe kendi özbenliğinden uzaklaşmakta ve kendi kültürel yapısını yavaş yavaş kaybetmektedir. Bunun için son dönemde Türk Dil Kurumunun  14 kişiden oluşturduğu Dil Denetleme Kurulu bu durumun sebeplerini derinlemesine inceleyerek  yabancılaşmanın asıl nedenlerini ortaya çıkaracak.Bu sebepler ortaya çıkarıldıktan sonra bu yabancılaşma için bir bir önlem paketi hazırlanacak; çünkü Peyami Safa’nın da belirttiği gibi ‘Dilini kaybetmiş bir millet her şeyini kaybetmiş demektir.’

Kocaeli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölüm Başkanı Yardımcı Doç. Dr. Hasan Kolcu Türkçe’nin yabancılaşması konusunda şunları belirtti:

Özellikle son zamanlarda dilde bir yabancılaşma söz konusu. Gezdiğimiz cadde ve sokaklarda yabancı sözcük ve sözcük gruplarından oluşan işyeri isimlerine sıkça rastlamaktayız. Bu durumu bir edebiyatçı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?   

Çevreyi kirlettiğimiz gibi maalesef dilimizi de kirletiyoruz.Dilin yanlış kullanımı son dönemde dil kirlenmesi adı altında anılmaya başlandı. Gerçekten de yaşadığımız çevrede dilin yanlış kullanıldığını yoğun bir biçimde görüyoruz. Bu yanlış kullanım tabiî ki dilde bir kirlenmeyi meydana getiriyor. Özellikle kentlerde, kendine özgü bir kent kültürü oluşturamayan kentlerde, dilin gündelik hayatta kullanımı ya da ticari hayatta kullanımı konusunda büyük bir sıkıntı, sorun yaşanıyor. Bunları biz özellikle ticarethanelerin levhalarında, esnafların işyerlerine ad vermesinde görüyoruz. Yani bunları yoğun bir biçimde yaşıyoruz. Mesela biz üniversite olarak Kocaeli kent kültüründe dil kirlenmesi konusunda bir araştırma yaptık. Gördük ki esnaf işyerine ad vermekte bilinçli bir tavır içerisinde değil. Dil, biliyorsunuz bir iletişim aracı. İnsanlar birbirlerine duygu ve düşüncelerini dil ile aktarırlar. İzmit’te ki esnafın kullandığı levhalara baktığımızda dilin ne kadar kirletildiğine şahit oluyoruz.

Örneğin; Cafe Donnie. Kahveci esnaflarından biri işyerine bu adı vermiş. Ben gittim kendisiyle görüştüm dedim ki: Siz bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?  ´Yok hocam, bilmiyorum´ dedi. Ben size açıklayayım: Bu Fransızca da gece kahvesi anlamına gelir. Siz buraya gece kahvesi yazsaydınız, bu vatandaşlar gelip sizde çay içmeyecekler miydi? ( Sadece adı almakla kalmamış Fransızca yazım kurallarına göre de yazıldığını gördüm.) Bunu ticari bir kaygıdan dolayı mı yazdın diye sorduğumda ise insanlara  ilginç geldiği için bu ismi kullandığını söyledi.Bir Türk’le  Fransızca iletişim kurmaya çalışıyor,farkında olmadan aynı zamanda da bu kullanımlarla dilimizi katlediyorlar.

Yabancılaşmada sizce neden doğu kültürünün değil de batı kültürünün etkisi daha fazla hissedilmektedir?

Doğu kültürünün etkisinin olmadığını söylemek doğru olmaz. Geçmişte dilin tarihine baktığımız zaman o tarihlerde de özellikle 16. yy.’dan sonra dilde, eğer dil kirlenmesini, yabancı dil bilgisi kuralları ve kelimelerini kullanma şeklinde algılıyorsak, geçmişte de 16.yy.’dan itibaren etkilenme söz konusudur. 16.yy.´da Arapça ve Farsça ile, Tanzimat sonrası Fransızca ile şimdi ise İngilizceyle bunu yapıyoruz. Değişen bir şey yoktur. Yani biz Türkler her dönemde dilimizi kirletmişiz. Maalesef Türkçeye sahip çıkmamışız. Karamanoğlu Mehmet Bey devrinde Mehmet Bey bir ferman yayınlayarak  çarşı, pazar ve dergahta Türkçeden başka bir dil kullanılmayacağını bildiriyor. Demek ki o dönemde de Arapça ve Farsçanın Türkçe üzerinde bir baskısı söz  konusu. Türkçe 16. ve 17.yy.’larda Arapça ve Farsça karşısında büyük sorunlar yaşıyor. Tanzimat devrinde ise Fransızca etkili oluyor. Araba Sevdası’nda bu tüm gerçekliğiyle ortaya çıkıyor. Bizim entelektüellerimiz kendilerini olduklarından fazla göstermek için dönem dönem  Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce sözcükleri kullanmayı yeğlemişler. Halbuki Türkçenin buna ihtiyacı yoktur. Çünkü; Türkçe dünyanın en zengin dillerinden biridir. Bunu biz değil, batılılar söylüyor. Türkçenin ilk gramerini yapan Jean DENY dünyanın en matematiksel dilinin Türkçe olduğunu ifade ediyor.

Dil aynı zamanda kültürel bir araçtır. Dildeki  kirlenmenin kültür üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu düşünüyorsunuz?

Dilin kirlenmesi kültür kopukluğunu da beraberinde getiriyor. Kültür devamlılıktır. Milletler,milli varlıklarını devam ettirebilmek için milli kültürlerini yaşatmak zorundadırlar. Eğer kendi kültürlerini yaşatamazlarsa başka kültürlere yönelirler ve kendi milli varlıkları tehlikeye girer. Milli kültürün taşıyıcısı dildir. Her gelen nesle kendi kültürümüzü öğreteceğiz, eğer milli varlığımızın devamını istiyorsak. . Eğer dilin tabii yapısını koruyamazda onu kirletirsek kuşaklar arasında kültür kopukluk meydana gelir. Bizde muazzam bir milli kültür var. Ama bugünkü nesil o milli kültürün tamamını öğrenmekte zorlanıyor. Neden? Dilimiz yüzünden. Türk dilindeki tarihsel gelişimler yüzünden. Mesela bugünün gençleri, branşı ne olursa olsun, bir Yunus Emre’yi okuyup anlayamıyor. Sen Yunus’u okuyup anlayamazsan milli kültürünü nasıl devam ettireceksin? Yunus okumayan bir beyin eksik bir beyindir bana göre. Yunus 14.yy da diyor ki; “ İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir”. Kendini bileceksin. Kendini bilmek ne demek? Kültürünü bilmek demek. Bunun  içindir ki, dilde sık sık değişiklikler yapmak kültür kopukluğuna sebep olur. Nesiller arasında uçurumlar meydana gelir. Bu da milli varlığı tehlikeye sokar. Bu doğru değildir.

Türkçe’nin yabancılaşmasının önüne geçebilmek amacıyla sizce Türkiye’de görevli bir kurul olmalı mıdır?

Tabii, mutlaka bir otorite lazım. Başıboş bırakamazsınız. Dil gibi bir iletişim aracını başıboş bırakamazsınız. Türk Dil Kurumu başkanı değerli hocamız AKALIN’ da bundan şikayetçi. Biz diyor,düşünüyoruz, üretiyoruz, tedbirler alıyoruz, hadi bunu uygulayalım dediğimiz zaman yanımızda kimseyi bulamıyoruz. Şimdi, bunu sağlamak lazım.  Bunu nasıl sağlayacaksınız? Yasayla bir otorite tayin edeceksiniz. Yani bu olmadıkça olmaz. Bu yeni bir kurum olabilir, TDK olabilir, MEB olabilir, Kültür Bakanlığı olabilir. Kendi dilimizi öğretmede terminoloji oluşturmamız gerekir. Yapılacak ilk iş bu, terminoloji. Ve kitap yazacak kişiye diyeceksin ki; kitabını bu terimlerle yazacaksın, öyle istediğin terimlerle yazamazsın. Önce öğretimde dil birliği sağlamak lazım. Böyle bir otorite lazım. Türkiye de ancak o zaman dil kirliliği ortadan kalkar.

Daha Fazla Göster 26/10/2009 || 2091

Tarihin esintisi gölge oyunları

Tarihin mirası, geçen zamanda yaşanan ramazan aylarının aynası, geleneksel emanetimiz gölge oyunlarını daha yakından tanımak isteyenler, işte size küçük bir araştırma...

Daha Fazla Göster 25/10/2009 || 2041

Kadına Yönelik Şiddet Artıyor

Türkiye’de 2008 yılında da kadınlar şiddetle yaşamaya devam ediyor.Türkiye’de aile içinde dayak yemek her on kadının üçünün yaşamının bir parçası.Milyonlarca kadın için ‘ev’ şiddetin en yoğun ve gizli yaşandığ...

Daha Fazla Göster 30/11/2008 || 2113

Geçmiş gün ışığına çıktı

Yenikapı'da yapılan Marmaray Metro kazı çalışmaları sırasında birçok tarihi kalıntı ortaya çıktı.

Daha Fazla Göster 03/11/2008 || 1812

Türkiye ilk İlik Bankası'nı kuruyor

Sağlık Bakanlığı, TÜRK-KÖK projesi kapsamında Ulusal Kemik İliği ve Hücre Bankası oluşturacak.

Daha Fazla Göster 28/10/2008 || 2085

Olmaz'ı Olur Ettiren Oyuncaklar Müze'de Can Buluyor

Daha çocukken bize hayatı öğreten, bizi büyüklerin dünyasına hazırlayan oyuncaklar 2005'den beri İstanbul Oyuncak Müzesi'nde geçmişi özleyen ve merak edenlerle buluşuyor.

Daha Fazla Göster 18/05/2008 || 1867

Kocaeli'de kanser arttı mı?

Kanser Erken Teşhis ve Tanıma Merkezi(KETEM)'nden sorumlu Dr. Turhan Şahiner, Kocaeli'nde kanseri oluşturan her türlü koşulun var olduğunu ve buna bağlı olarak kanser oranının da arttığını belirtti.

Daha Fazla Göster 13/05/2008 || 2097

Ketenin öyküsü

Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma Vakfı’nın (ÇEKÜL) keteni yaşatmak için başlattığı çalışmalar devam ediyor. Vakfın Kocaeli İl Temsilcisi Numan Gülşah, ketenin Kandıra bölgesinde yeniden etkin konuma getirilmesi için çiftçiye k...

Daha Fazla Göster 12/05/2008 || 2311

Kocaeli Üniversitesi'nde Kültür ve Sanat Faliyetleri

Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde Yrd.Doç. olarak görev yapan Emel Karagöz ile Kocaeli ili ve Kocaeli Üniversitesi'nde yapılan kültürel ve sanatsal etkinlikler hakkında bigi aldık.

Daha Fazla Göster 08/05/2008 || 1816

106 yaşındaki ninenin 115 torunu var

Kocaeli´de yaşayan 109 yaşındaki Kaside Nine, sağlığını balık yağına borçlu ve her gün iki kaşık balık yağı yiyor. 7 çocuğu bulunan Kaside Nine, 3.aile kuşağıyla birlikte toplam 115 toruna sahip.

Daha Fazla Göster 05/05/2008 || 1837

'En iyi tedavi, madde kullanımına başlamamaktır!'

-

Daha Fazla Göster 05/05/2008 || 2108

Kültürel Bir Miras:Kandıra Bezi

Kandıra'ya ün kazandırmış olan ve ana maddesi keten olan 'Kandıra Bezi' bu bitkinin yetiştirilme zorluğu ve bezin dokumasının oldukça zahmetli olması yüzünden kaybolmakla karşı karşıya kalmış kültürel bir değer.

Daha Fazla Göster 04/05/2008 || 2099

İran'da ABD oyuncakları endişesi

İran resmi makamları, ülkeye kaçak yollarla sokulan oyuncak, film ve PC oyunlarının İran kültür ve toplumuna zarar vermesinden endişe ediyor.

Daha Fazla Göster 30/04/2008 || 2245

Körfez’de son durum

Geçtiğimiz aylarda Hereke sahilinden Körfez’in doğu ucuna kadar olan şeritte meydana gelen beyaz köpükleri, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) araştırdı. Basına bilgi vermek istemeyen TÜBİTAK yetkilileri, tek hüc...

Daha Fazla Göster 29/04/2008 || 1822

Dünyamızı Kendi Ellerimizle Yok Ediyoruz

Günümüzü ve geleceğimizi büyük ölçüde tehdit eden 'Küresel Isınma(global warming)', son zamanlarda gündemden kalkmasıyla birlikte unutuluyor ve yok sayılıyor. Özellikle de son birkaç aydır yağan yağmur ve iklimin normal koşullara...

Daha Fazla Göster 24/04/2008 || 1821

İnternet 2 ile uzaktan ameliyat

İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü Program Koordinatörü Chris Stephenson İnternet 2 projesiyle uzaktan ameliyat yapılmasının artık hayal olmayacağını söyledi.

Daha Fazla Göster 19/04/2008 || 1834